Hukuk sistemimizde bir zararın tazmin edilmesi sadece anaparanın ödenmesiyle sınırlı kalmamakta ve geçen zamanın yarattığı değer kaybının da telafi edilmesini gerektirmektedir. Bireylerin veya şirketlerin uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesi amacıyla açılan davalarda, adaletin tam olarak sağlanabilmesi için faiz mekanizması devreye girmektedir. Hukuki süreçlerin, özellikle de yargılama aşamalarının uzun sürmesi nedeniyle, tazminatın reel değerini koruması hayati bir önem taşır. Bu noktada Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama işleminin doğru yapılması, hak sahibinin yıllar süren mücadelesinin sonunda eline geçecek maddi tutarın gerçek zararı karşılayıp karşılamayacağını belirleyen en kritik faktörlerden biridir. Yanlış bir faiz türü talebi veya hatalı bir başlangıç tarihi seçimi, davayı kazansanız bile enflasyon karşısında erimiş bir tazminat almanıza neden olabilir. Bu nedenle profesyonel bir hukuki destek, sürecin en başından itibaren büyük bir gerekliliktir.

Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama Temel İlkeleri ve Önemi

Hukuk davalarında faiz kavramı, borçlunun borcunu zamanında ödememesi nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zararın karşılığı olarak tanımlanan temerrüt faizi üzerinden şekillenmektedir. Bir tazminat davasında talep edilecek faizin türü ve başlangıç tarihi, davanın niteliğine, tarafların sıfatına ve olayın oluş şekline göre değişkenlik gösterir. Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama yapılırken öncelikle uyuşmazlığın haksız fiilden mi, sözleşme ihlalinden mi yoksa sebepsiz zenginleşmeden mi kaynaklandığının doğru tespit edilmesi şarttır. Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde şekillenen bu süreçte, basit bir hesaplama hatası veya dilekçede unutulan tek bir ifade, telafisi imkansız hak kayıplarına yol açabilmektedir. Özellikle belirsiz alacak davalarında ve ıslah aşamalarında faiz talebinin yenilenmesi veya kapsamının genişletilmesi gibi teknik detaylar, davanın sonucunu doğrudan etkiler. Bu karmaşık yapıda müvekkillerin haklarını tam olarak alabilmeleri, ancak uzman bir hukukçu nezaretinde yürütülen titiz bir çalışma ile mümkündür.

Güncel Yasal Düzenlemeler Işığında Faiz Oranları ve Değişiklikler

Türkiye ekonomisindeki dalgalanmalar ve enflasyon oranlarındaki değişimler, yasal faiz oranlarının da zaman içinde güncellenmesini zorunlu kılmıştır. Uzun yıllar boyunca yıllık yüzde 9 olarak uygulanan yasal faiz oranı, piyasa gerçeklerinin gerisinde kalması nedeniyle borçluların borçlarını ödemeyi geciktirmesine yol açan bir faktör haline gelmişti. Ancak Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama süreçlerini kökten değiştiren bir adımla, 21 Mayıs 2024 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile yasal faiz oranı yıllık yüzde 24 seviyesine yükseltilmiştir. Bu değişiklik, devam eden ve yeni açılacak on binlerce dava dosyasında hesaplamaların yeniden yapılmasını gerektirmiştir. Artık tazminat hesaplamaları yapılırken, 1 Haziran 2024 tarihinden önceki dönem için eski oran olan yüzde 9, bu tarihten sonrası için ise yeni oran olan yüzde 24 esas alınarak kademeli bir yöntem izlenmektedir. Bu durum, davacıların alacaklarını tahsil ederken daha güncel ve adil bir tutara kavuşmalarını sağlamayı amaçlamaktadır.   

Ticari davalarda ise durum daha farklı ve borçlu açısından daha ağır sonuçlar doğuracak niteliktedir. Tarafların tacir olduğu veya işin ticari işletmeyle ilgili olduğu durumlarda, yasal faiz yerine çok daha yüksek oranlara sahip olan ticari temerrüt faizi diğer adıyla avans faizi talep edilebilmektedir. Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama işlemlerinde avans faizinin kullanılması, alacaklının zararının enflasyon karşısında daha güçlü korunmasını sağlar. Merkez Bankası tarafından belirlenen ve piyasa koşullarına göre yılda birden fazla kez değişebilen avans faizi oranları, 2024 ve 2025 yılları itibarıyla yıllık yüzde 50 seviyelerini aşmış durumdadır. Bu yüksek oranlar, özellikle sigorta şirketlerine veya ticari işletmelere karşı açılan davalarda tazminat miktarını ciddi oranda artırmaktadır. Dolayısıyla davanın ticari bir iş olup olmadığının tespiti, davanın stratejik planlamasında kilit bir rol oynamaktadır.   

Haksız Fiiller ve Trafik Kazalarında Faiz Başlangıç Tarihleri

Hukuk sistemimizde en sık karşılaşılan tazminat türlerinden biri olan haksız fiil tazminatlarında, faizin işlemeye başlayacağı tarih konusunda özel bir düzenleme bulunmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, haksız fiil faili, haksız eylemi gerçekleştirdiği anda direk olarak temerrüde düşmüş sayılır ve alacaklının ayrıca bir ihtarname çekmesine gerek yoktur. Bu kural gereği, trafik kazası, iş kazası veya yaralama gibi olaylarda Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama işlemi, davanın açıldığı tarihten değil, doğrudan olayın gerçekleştiği tarihten itibaren başlatılır. Bu detay, mağdurun zararının olay anındaki değerle karşılanması ilkesine dayanır ve dava sürecinde geçecek yıllar boyunca işleyecek faizin tamamının talep edilebilmesine olanak tanır. Dava dilekçesinde faiz başlangıç tarihinin “olay tarihi” olarak belirtilmesi, bu hakkın kazanılması için zorunludur; aksi takdirde mahkeme taleple bağlılık ilkesi gereği faizi dava tarihinden başlatabilir ki bu da ciddi bir maddi kayıp demektir.   

Sigorta hukukunda ise süreç, haksız fiil failinden farklı olarak ihbar ve başvuru şartlarına bağlanmıştır. Trafik kazalarında sigorta şirketinin temerrüde düşmesi ve faiz ödeme yükümlülüğünün başlaması için, hak sahibinin gerekli belgelerle birlikte şirkete başvuruda bulunması ve yasal sürenin dolması gerekmektedir. Karayolları Trafik Kanunu uyarınca, sigorta şirketi kendisine yapılan başvurudan itibaren 8 iş günü içinde ödeme yapmazsa temerrüde düşer. Bu durumda Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama yapılırken, faiz başlangıç tarihi olarak kaza tarihi değil, sigorta şirketinin temerrüde düştüğü tarih yani başvuru tarihini takip eden 9. gün esas alınır. Eğer sigorta şirketine hiç başvurulmadan doğrudan dava açılırsa, faiz dava tarihinden itibaren işler ve kaza ile dava tarihi arasındaki sürenin faizi talep edilemez. Bu teknik ayrım, sigorta tazminatı süreçlerinde bir avukatla çalışmanın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.   

İş Hukuku Kapsamında Kıdem ve İhbar Tazminatı Faizleri

İşçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda faiz türleri, alacağın niteliğine göre çeşitlilik gösterir ve her bir alacak kalemi için ayrı bir hesaplama rejimi uygulanır. İşçinin en temel güvencesi olan kıdem tazminatında, yasa koyucu işçiyi korumak adına özel ve yüksek bir faiz türü öngörmüştür. İş Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca, zamanında ödenmeyen kıdem tazminatı için bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır. Bu oran, standart yasal faizden veya ticari faizden bağımsız olarak, bankaların o dönemde mevduat hesaplarına fiilen uyguladığı en yüksek oran olup, enflasyonist dönemlerde yüzde 70 veya 80 seviyelerine kadar çıkabilmektedir. Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama sürecinde kıdem tazminatı için bu özel faizin talep edilmesi, işçinin birikiminin değerini korumasını sağlar. Faiz başlangıç tarihi ise iş akdinin feshedildiği tarihtir ve işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek yoktur.   

Buna karşılık ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti veya kötüniyet tazminatı gibi diğer işçilik alacaklarında en yüksek banka mevduat faizi değil, yasal faiz uygulanmaktadır. Bu alacaklar için faiz başlangıç tarihi konusunda da kıdem tazminatından farklı bir prosedür işler. İhbar tazminatı ve diğer benzeri alacaklar için işverenin temerrüde düşürülmesi gerekir; yani işçinin noter kanalıyla bir ihtarname göndererek ödeme talep etmesi şarttır. İhtarname gönderilmemişse, faiz dava tarihinden veya ıslah tarihinden itibaren işlemeye başlar. İş davalarında talep edilen alacak kalemlerinin her biri için doğru faiz türünü ve başlangıç tarihini belirlemek, Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama işleminin en karmaşık kısmını oluşturur. Deneyimli bir avukat, dava dilekçesinde her bir kalem için ayrı ayrı faiz talebinde bulunarak müvekkilinin haklarını maksimum düzeyde güvence altına alır.   

Boşanma Davalarında Tazminat ve Nafaka Faizi Süreçleri

Aile hukukundan kaynaklanan tazminat taleplerinde faiz uygulaması, boşanma kararının kesinleşmesi olgusuna sıkı sıkıya bağlıdır. Boşanma davası ile birlikte talep edilen maddi ve manevi tazminatlar, boşanma hükmünün fer’i yani eki niteliğinde olduğundan, boşanma kararı kesinleşmeden bu tazminatlar talep edilebilir hale gelmez. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, boşanma davası ne kadar uzun sürerse sürsün, hükmedilen tazminata ancak boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren yasal faiz uygulanabilir. Bu durum, Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama yapılırken dava tarihinin değil, kesinleşme tarihinin esas alınmasını zorunlu kılar. Dava süresince paranın değer kaybını önlemek isteyen taraflar için bu kural dezavantajlı gibi görünse de, hukuki prosedür bu şekildedir ve bu nedenle davanın hızlı sonuçlandırılması büyük önem taşır.   

Nafaka alacaklarında ise faiz rejimi, tazminatlardan farklı olarak dönemsel bir özellik gösterir. Tedbir, iştirak veya yoksulluk nafakası gibi düzenli ödemelerde, faiz her bir nafaka taksitinin ödenmesi gereken tarihten itibaren işlemeye başlar. Birikmiş nafaka borçları için icra takibi başlatıldığında, geçmişe dönük faiz hesabı yapılmaz; ancak takip tarihinden sonrası için yasal faiz işletilebilir. Mahkeme ilamında yer alan nafakalar için ise karar tarihinden itibaren faiz işleyebilir. Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama süreçlerinde olduğu gibi nafaka hesaplamalarında da yasal faiz oranları geçerlidir. Boşanma sürecindeki mali hakların takibi, hem duygusal hem de ekonomik açıdan yıpratıcı olabildiğinden, sürecin profesyonel bir hukuki destekle yönetilmesi, hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından elzemdir.

Yabancı Para Alacakları ve Munzam Zarar Talepleri

Dövize endeksli sözleşmelerden veya zararlardan kaynaklanan tazminat davalarında, Türk Lirası üzerinden yapılan hesaplamalardan tamamen farklı kurallar geçerlidir. 3095 sayılı Kanun uyarınca, yabancı para borçlarında faiz oranı, Devlet Bankalarının o yabancı para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı olarak belirlenmiştir. Bu düzenleme, Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama işleminde sabit bir oranın kullanılamayacağı, bunun yerine ilgili dönemlerde bankaların fiilen uyguladığı oranların araştırılması gerektiği anlamına gelir. Genellikle döviz faiz oranları düşük seyretse de, kur farkından kaynaklanan artış, alacaklının zararını büyük ölçüde karşılamaktadır. Ancak alacaklının, sözleşmedeki seçimlik hakkını kullanarak tazminatı vade tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na çevirip yüksek avans faizi talep etme hakkı da saklıdır; bu tercih tamamen o günkü ekonomik konjonktüre göre yapılmalıdır.   

Yüksek enflasyon dönemlerinde, yasal faiz veya temerrüt faizi oranlarının alacaklının gerçek zararını karşılamada yetersiz kaldığı durumlarda “Munzam Zarar” yani aşkın zarar kurumu devreye girer. Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi, alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararını, borçlunun kusursuzluğunu ispat edemediği sürece tazmin etmekle yükümlü olduğunu düzenler. Özellikle enflasyonun faiz oranlarının çok üzerinde seyrettiği dönemlerde, paranın alım gücündeki erime Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama sonuçlarını anlamsız kılabilmektedir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın son dönem kararları, enflasyonist ortamda munzam zararın ispatı konusunda alacaklı lehine esneklikler getirmekte ve sadece ekonomik göstergelerin varlığını dahi zararın karinesi olarak kabul edebilmektedir. Bu kapsamda açılacak munzam zarar davaları, tazminatın reel değerini korumak için en etkili hukuki yollardan biridir.   

Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama Formülü ve Yöntemleri

Hukukumuzda faiz hesaplaması, basit faiz yöntemi kullanılarak yapılmakta olup, bileşik faiz yani faize faiz yürütülmesi kural olarak yasaktır. Tazminat hesaplamalarında kullanılan temel formül, anaparanın faiz oranı ve gün sayısıyla çarpılıp otuz altı bin beş yüze bölünmesi şeklindedir. Bu formülde dikkat edilmesi gereken en önemli husus, faiz oranının yıllık bazda alınması ve değişen oranların dönemlere göre ayrı ayrı hesaplanmasıdır. Tazminat Davalarında Faiz Oranı Hesaplama işlemi yapılırken, özellikle faiz oranlarının değiştiği tarihlerde (örneğin 1 Haziran 2024 gibi) hesaplamanın kesilip, yeni oran üzerinden devam ettirilmesi, yani “kıstelyevm” hesabı yapılması zorunludur. Aksi takdirde, tüm dönem için tek bir oran kullanılması ciddi hesap hatalarına ve hak kayıplarına neden olur. Ayrıca, 3095 sayılı Kanun ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca, temerrüt faizine tekrar faiz yürütülmesi yasağı, yani mürekkep faiz yasağı kamu düzenine ilişkindir ve mahkemelerce resen dikkate alınır.   

Sık Sorulan Sorular

Dava dilekçemde faiz istemeyi unuttum, sonradan talep edebilir miyim? 

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre hakim talepten fazlasına hükmedemez. Dava dilekçesinde faiz talep edilmemişse, mahkeme kendiliğinden faiz veremez. Ancak, dava devam ederken ıslah dilekçesi ile faiz talep edilmesi konusunda farklı görüşler olsa da, en garanti yol, asıl dava sonuçlandıktan sonra faiz alacağı için ayrı bir ek dava açmaktır. Tabii bu durumda asıl alacağın “fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak” talep edilmiş olması veya icra takibinde faiz hakkından feragat edilmemiş olması gerekir.

Trafik kazasında karşı tarafın sigortasından faiz alabilir miyim? 

Evet, alabilirsiniz. Ancak sigorta şirketinden faiz talep edebilmek için şirketin temerrüde düşmüş olması gerekir. Bunun için de kazadan sonra gerekli evraklarla sigorta şirketine yazılı başvuru yapmış olmanız şarttır. Sigorta şirketi başvurudan itibaren 8 iş günü içinde ödeme yapmazsa, 9. günden itibaren işleyecek yasal faizi ödemekle yükümlü olur. Başvuru yapmadan dava açarsanız, faiz sadece dava tarihinden itibaren işler.

Yasal faiz oranı %9 iken dava açtım, şimdi %24 oldu. Ne yapmalıyım?

Dava dilekçenizde “yasal faizi ile birlikte” ifadesini kullandıysanız, herhangi bir ek işlem yapmanıza gerek yoktur. Mahkemeler ve icra daireleri, faiz hesaplaması yaparken yasal değişiklikleri kendiliğinden dikkate alır. Hesaplama yapılırken, oran değişikliğinin yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2024 tarihine kadar %9, bu tarihten sonrası için ise %24 oranı otomatik olarak uygulanacaktır.

Kıdem tazminatımı geç aldım, faizini ayrıca isteyebilir miyim? 

Evet, kıdem tazminatınız zamanında ödenmediyse, ödeme tarihine kadar geçen süre için “bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz” üzerinden hesaplanacak faiz alacağınız doğar. Eğer işveren ana parayı öderken faizi ödemediyse, faiz alacağı için ayrı bir dava açabilir veya icra takibi yapabilirsiniz. Burada önemli olan, anaparayı alırken faiz hakkınızı saklı tuttuğunuza dair bir çekince koymanızdır (ihtirazi kayıt), aksi halde faiz hakkınız düşebilir.

Avans faizi nedir ve hangi durumlarda istenebilir? 

Avans faizi, ticari işlerde uygulanan ve oranı yasal faizden çok daha yüksek olan bir temerrüt faizi türüdür. Davanın tarafları tacirse (şirketler, esnaflar vb.) veya uyuşmazlık konusu ticari bir işletmeyi ilgilendiriyorsa (örneğin sigorta davaları, banka kredileri, taşıma işleri), yasal faiz yerine avans faizi talep edilebilir. Oranları Merkez Bankası tarafından belirlenir ve %50’lerin üzerindedir.

Sonuç

Tazminat davaları, bireylerin uğradığı haksızlıkların giderilmesi ve adaletin tecellisi için hayati öneme sahiptir. Ancak bu davalarda sadece tazminat miktarının belirlenmesi değil, bu miktarın zaman içindeki değer kaybının önlenmesi için faiz mekanizmasının doğru işletilmesi de bir o kadar önemlidir. Yasal faiz oranlarındaki güncel artışlar, ticari faizlerin yüksek seyri ve munzam zarar gibi ek tazminat imkanları, alacaklıların haklarını korumak için güçlü enstrümanlar sunmaktadır. Haksız fiillerden iş hukukuna, aile hukukundan ticari davalara kadar her alanda farklılık gösteren faiz rejimlerine hakim olmak, davanın sonunda elde edilecek kazanımı doğrudan etkiler.

Hukuki süreçlerin karmaşıklığı ve sürekli değişen mevzuat yapısı, bu alanda yapılacak en küçük bir hatanın bile büyük maddi kayıplara yol açabileceğini göstermektedir. Hak kaybına uğramamak, tazminatınızı güncel ve reel değeriyle tahsil edebilmek ve sürecin mali yükünü en aza indirmek için, tazminat hukuku ve faiz hesaplamaları konusunda deneyimli bir Avukat İstanbul desteği almak en doğru ve güvenli adım olacaktır. Unutulmamalıdır ki, profesyonel bir Avukat İstanbul ile çalışmak, sadece davanızı kazanmanızı değil, kazandığınız tazminatın gerçek değerini cebinize koymanızı sağlar.

Bu Yazıyı Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir