Günümüz ekonomik koşullarında risklerin yönetimi sigorta şirketleri aracılığıyla sağlanmakta olup hasar süreçlerinin sonunda vatandaşların en sık karşılaştığı hukuki sorunların başında rücu davaları gelmektedir. Bir sabah evinizde otururken veya iş yerinizde çalışırken sigorta şirketinden gelen bir ödeme emri veya dava dilekçesi ile karşılaşmanız mümkündür. Bu belgeler genellikle Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı kapsamında tarafınıza yöneltilen tazminat taleplerini içermektedir. Sigorta hukuku, sadece poliçe sahiplerini değil, bir kazaya veya hasara karışan üçüncü şahısları da doğrudan ilgilendiren teknik bir alandır. Sigorta şirketi, kendi sigortalısına ödediği hasar bedelini, zarara sebep olduğunu iddia ettiği kusurlu taraftan talep ettiğinde bu hukuki mekanizma devreye girer. Bu makalede, potansiyel müvekkillerin en çok merak ettiği konuları, yasal hakları ve etkin savunma stratejilerini detaylıca ele alacağız.
Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı ve Halefiyet İlkesi
Hukuk sistemimizde rücu mekanizmasının temel dayanağı Türk Ticaret Kanunu’nun 1472. maddesinde düzenlenen halefiyet ilkesidir. Halefiyet, sigortacının ödediği tazminat tutarınca sigortalısının yerine geçmesi ve onun haklarını devralması anlamına gelir. Sigorta şirketi, meydana gelen zararı kendi müşterisine ödedikten sonra, zararın asıl sorumlusu olan üçüncü kişiye karşı dava açma yetkisi kazanır. İşte bu noktada Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı yasal bir zemine oturur ve sigortacı, sanki zarar gören kişi kendisiymiş gibi hareket ederek kusurlu taraftan tazminat talep eder. Bu hakkın kullanılabilmesi için geçerli bir sigorta sözleşmesinin varlığı, sigorta bedelinin ödenmiş olması ve sigortalının üçüncü kişiye karşı dava hakkının bulunması şarttır. Eğer sigortalı, ödemeden önce üçüncü kişiyi ibra etmişse veya dava hakkı yoksa sigortacı da rücu edemez.
Bu davaların temel mantığı sebepsiz zenginleşmenin önlenmesi ve kusurlu tarafın sorumluluktan kurtulmasının engellenmesidir. Ancak sigorta şirketlerinin her talebi hukuka uygun veya miktar olarak doğru olmayabilir. Vatandaşlar genellikle sigorta şirketlerinin güçlü kurumsal yapısı karşısında çaresiz hissederek talep edilen rakamları sorgusuz sualsiz ödeme eğilimine girebilmektedir. Oysa Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı mutlak ve sınırsız bir hak değildir; kusur oranları, illiyet bağı ve gerçek zarar ilkesi gibi birçok hukuki filtreye tabidir. Bu nedenle size yöneltilen bir rücu talebi olduğunda, paniğe kapılmadan önce hukuki durumunuzun profesyonel bir gözle değerlendirilmesi gerekir.
Trafik Kazalarında Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı Uygulamaları
Trafik kazaları, rücu davalarının en yoğun yaşandığı alanların başında gelmektedir. Özellikle kasko sigortası olan bir araca çarptığınızda veya zincirleme bir kazaya karıştığınızda süreç karmaşıklaşabilir. Kasko şirketi, kendi müşterisinin aracını tamir ettirir veya pert bedelini öder, ardından kazada kusurlu olan diğer sürücüye ve araç sahibine yönelir. Bu aşamada Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı devreye girer ve sigorta şirketi ödediği tutarı sizden tahsil etmek ister. Burada en kritik husus kusur oranıdır. Sigorta şirketi, sadece sizin kusurunuza isabet eden kısmı talep edebilir. Örneğin kazada %25 kusurlu iseniz, karşı tarafın hasarının tamamını değil sadece %25’ini ödemekle yükümlü olursunuz. Ancak sigorta şirketleri bazen dava dilekçelerinde kusur oranını dikkate almadan tüm hasar bedelini talep edebilmektedir.[]
Trafik kazalarından kaynaklanan rücu davalarında bir diğer önemli savunma noktası ise hasar miktarının fahiş olmasıdır. Sigorta şirketleri anlaşmalı servislerde orijinal parça değişimi yaparak hasar maliyetini yükseltebilir. Ancak Yargıtay içtihatlarına göre üçüncü kişinin sorumluluğu gerçek zarar miktarı ile sınırlıdır. Eğer onarım mümkünken parça değişimi yapılmışsa veya piyasa rayicinin üzerinde faturalar kesilmişse, bu tutarlar Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı kapsamında sizden istenemez. Bu tür durumlarda mahkemeden bilirkişi incelemesi talep edilerek gerçek zarar miktarının ve parça fiyatlarının piyasa koşullarına göre yeniden hesaplanması sağlanmalıdır. Ayrıca aracın kaza tarihindeki piyasa değeri (rayiç değer) ile sovtaj (hurda) değeri arasındaki farkın doğru tespit edilmesi, ödenecek tazminat miktarını ciddi oranda düşürebilir.[][
Konut ve İşyeri Sigortalarında Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı
Büyükşehirlerdeki yoğun yapılaşma nedeniyle apartman yaşamında sıkça karşılaşılan su basması, yangın veya komşu daireye zarar verme durumları da rücu davalarına konu olmaktadır. Üst katınızdaki daireden su sızması sonucu alt katın boyası bozulduğunda veya elektrik kontağından çıkan yangın komşu daireye sıçradığında, zarar gören komşunun konut sigortası devreye girer. Sigorta şirketi hasarı ödedikten sonra zarara sebep olan daire malikine veya apartman yönetimine rücu davası açar. Bu tür olaylarda Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı genellikle kusursuz sorumluluk ilkesine dayanır. Bina maliki olarak tesisatınızın bakımını yapmamış olmanız veya binanın yapımındaki bir bozukluk, sizi sorumlu tutmak için yeterlidir. Ancak burada da illiyet bağı itirazı önemlidir; zararın mücbir sebepten veya üçüncü bir kişinin eyleminden kaynaklandığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulmak mümkündür.[]
İş kazalarında ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) rücu taleplerinin yanı sıra özel sigorta şirketlerinin talepleriyle de karşılaşılmaktadır. İşveren Mali Mesuliyet Sigortası kapsamında ödeme yapan sigorta şirketi, kazanın meydana gelmesinde kusuru olan taşeron firmaya, makine üreticisine veya diğer üçüncü şahıslara yönelebilir. İş kazalarında Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı kullanılırken iş güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığı, kaçınılmazlık ilkesi ve tarafların kusur dağılımı teknik bilirkişi raporlarıyla belirlenir. Bu davalar teknik detayların yoğun olduğu ve yüksek tazminatların söz konusu olduğu dosyalar olduğundan, sürecin başından itibaren titizlikle yönetilmesi gerekir.
Zamanaşımı Süreleri ve Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı Sınırları
Hukuk davalarında hak düşürücü sürelerin ve zamanaşımı itirazlarının doğru kullanılması davanın kaderini değiştirebilir. Sigorta şirketinin rücu taleplerinde genel zamanaşımı süresi, Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır. Sigorta şirketi, sigortalısının haklarına halef olduğu için sigortalı hangi zamanaşımı süresine tabi ise sigortacı da o süreye tabidir. Dolayısıyla Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı kullanılırken, sigorta şirketinin ödeme yaptığı tarih değil, asıl olayın gerçekleştiği ve sigortalının zararı öğrendiği tarih zamanaşımı başlangıcı olarak esas alınır. Sigorta şirketi ödemeyi geç yapsa bile bu durum zamanaşımı süresini uzatmaz.
Ancak trafik kazaları gibi eylemin aynı zamanda suç teşkil ettiği durumlarda “uzamış ceza zamanaşımı” süreleri uygulanır. Eğer rücu konusu olay yaralamalı veya ölümlü bir trafik kazası ise, Türk Ceza Kanunu’ndaki dava zamanaşımı süreleri (8 yıl veya 15 yıl) geçerli olur. Sigorta şirketleri genellikle haksız fiil zamanaşımı olan 2 yıllık süreyi kaçırsalar bile, bu uzamış sürelerden faydalanarak Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı kapsamında dava açabilirler. Buna karşın, sadece maddi hasarlı kazalarda 2 yıllık süre kesindir. Vatandaşların kendilerine gelen tebligatlarda olay tarihine dikkat etmesi ve zamanaşımı defi’ni süresi içinde ileri sürmesi hayati önem taşır. Zamanaşımı itirazı, davanın esasına girilmeden reddedilmesini sağlayabilecek en güçlü savunma aracıdır.[]
Rücu Davalarında Görevli Mahkeme ve Yargılama Usulü
Sigorta rücu davalarında görevli mahkemenin doğru belirlenmesi, davanın usulden reddedilmemesi ve sürecin uzamaması açısından önemlidir. Görevli mahkeme, sigorta şirketi ile davalı üçüncü kişi arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir. Eğer davalı üçüncü kişi tacir ise ve uyuşmazlık ticari bir işten kaynaklanıyorsa dava Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür. Ancak davalı, şahsi aracıyla kaza yapan sıradan bir vatandaş ise, Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı genel hükümlere tabi haksız fiil niteliğinde olduğundan, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Tüketici mahkemeleri ise genellikle sigortalı ile sigortacı arasındaki uyuşmazlıklarda görevlidir; rücu davalarında davalı üçüncü kişi tüketici işlemi tarafı olmadığından tüketici mahkemesinin görevi kural olarak söz konusu değildir.
Yargılama usulünde bir diğer önemli husus arabuluculuk şartıdır. Sigorta rücu davaları ticari dava niteliğinde kabul edildiğinden, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu dava şartıdır. Sigorta şirketi size dava açmadan önce arabuluculuk görüşmesine davet edecektir. Bu aşama, dava masrafları ve uzun yargılama süreciyle uğraşmadan uyuşmazlığın çözülmesi için bir fırsattır. Ancak arabuluculuk görüşmelerinde sigorta şirketinin sunduğu rakamları kabul etmek zorunda değilsiniz. Uzman bir hukuki destek alarak kusur durumunuzu ve gerçek borç miktarınızı hesaplatmanız, arabuluculuk masasında elinizi güçlendirecektir.
Sonuç
Sigorta şirketleri tarafından açılan rücu davaları, karmaşık hukuki süreçleri ve ciddi mali yükümlülükleri beraberinde getirir. Sigorta Şirketinin 3. Kişiye Rücu Hakkı yasalarla tanınmış bir hak olsa da, bu hakkın kullanımı sınırsız değildir ve sıkı şekil şartlarına tabidir. Kusur oranına itiraz etmek, fahiş hasar bedellerini reddetmek, zamanaşımı savunması yapmak ve görevli mahkeme itirazlarında bulunmak, haksız yere borçlanmanızı engelleyecek en temel haklarınızdır. Bu süreçte sigorta şirketlerinin profesyonel avukat ordusu ve uzman ekipleri karşısında bireysel olarak mücadele etmek hak kayıplarına yol açabilir.
Özellikle büyükşehirlerin karmaşık ticari ve sosyal yapısı içerisinde bu tür davalarla karşılaşma olasılığı oldukça yüksektir. Haklarınızı korumak ve süreci en az hasarla atlatmak için sigorta hukuku alanında uzmanlaşmış bir hukukçudan destek almanız elzemdir. Avukat İstanbul ve çevresinde yaşayan müvekkiller için, yerel mahkemelerin uygulamalarına hakim ve rücu davalarında tecrübeli bir hukuki temsil, davanın seyrini lehinize çevirecek en önemli faktördür. Unutmayın ki, Avukat İstanbul bölgesindeki yetkin hukuk büroları, sigorta şirketlerinin rücu taleplerine karşı en güçlü savunma hattınızı oluşturacaktır.
Sık Sorulan Sorular
1. Sigorta şirketi bana neden icra takibi başlattı?
Sigorta şirketi, kendi müşterisine ödediği hasar bedelini, kazada kusurlu olduğunuz iddiasıyla sizden geri almak istemektedir. Buna rücu hakkı denir.
2. Kazada kusurum olmadığını düşünüyorum, ne yapmalıyım?
Gelen ödeme emrine veya dava dilekçesine yasal süresi içinde itiraz etmelisiniz. Mahkemeden kusur tespiti için bilirkişi incelemesi talep ederek kusursuzluğunuzu ispatlayabilirsiniz.
3. Sigorta şirketi benden çok yüksek bir miktar istiyor, itiraz edebilir miyim?
Evet. Sigorta şirketinin ödediği her kuruşu sizden isteme hakkı yoktur. Sadece “gerçek zarar” miktarından ve sizin kusur oranınıza denk gelen kısımdan sorumlusunuz. Fahiş faturalara itiraz edebilirsiniz.
4. Rücu davası ne kadar süre içinde açılabilir?
Genel zamanaşımı, zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıldır. Ancak olay yaralamalı veya ölümlü bir trafik kazası ise bu süre 8 veya 15 yıla kadar uzayabilir.
5. Arabuluculuk görüşmesine gitmezsem ne olur?
Arabuluculuk görüşmesine mazeretsiz katılmazsanız, dava sonunda haklı çıksanız bile yargılama giderlerinin tamamını ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bu nedenle görüşmelere katılmak veya bir avukatla temsil edilmek önemlidir.





