Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu

Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu

Türk hukuk sisteminde aile kurumu ve eşlerin mali sorumlulukları, özellikle borçlar hukuku ve icra hukuku çerçevesinde en çok merak edilen konuların başında gelmektedir. Evlilik birliği içerisinde eşlerin ekonomik faaliyetlerinin birbirinden bağımsız olması temel kural olsa da, hayatın olağan akışı içerisinde yaşanan bazı istisnai durumlar ve yasal düzenlemeler, eşleri birbirlerinin mali yükümlülükleriyle karşı karşıya getirebilmektedir. Özellikle haciz tehdidi, maaş kesintisi riski veya eve icra memurlarının gelmesi gibi stresli durumlarla karşılaşan bireyler, Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu konusunun yasal sınırlarını net bir şekilde öğrenmek istemektedir. Bu makale, borçlar hukuku prensipleri, Türk Medeni Kanunu hükümleri ve güncel Yargıtay içtihatları ışığında, bir eşin borcundan dolayı diğer eşin hangi hallerde sorumlu tutulabileceğini ve bu sorumluluktan kurtulma yollarını detaylı bir şekilde incelemektedir.

Türk Hukukunda Eşlerin Mali Bağımsızlığı İlkesi ve Borçların Şahsiliği

Modern hukuk sistemimiz, eşlerin malvarlığı ve borç ayrılığını esas alan bir yapıyı benimsemiştir. Türk Medeni Kanunu’nun kabul ettiği yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde dahi, asıl olan borçların şahsiliği ilkesidir. Bu ilke gereğince, her eş kendi fiil ve işlemleriyle oluşturduğu borçlardan kural olarak kendisi sorumludur. Yani, bir kredi sözleşmesinin altına imza atan, bir senedi keşide eden veya kredi kartı harcaması yapan eş, bu borcun yasal muhatabıdır. Hukuki açıdan Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu genel bir kural olarak mevcut değildir ve alacaklıların doğrudan diğer eşe yönelmesi mümkün değildir. Alacaklılar, borçlu olmayan eşin şahsi malvarlığına, banka hesaplarına veya maaşına haciz koyduramazlar.   

Ancak bu genel kuralın uygulanması, evlilik birliğinin getirdiği ortak yaşam pratikleri ve üçüncü kişilerin güveninin korunması gibi nedenlerle bazı karmaşık durumlar yaratabilir. Özellikle evlilik birliği içerisinde ortak kullanılan mallar, müşterek hesaplar veya aile konutu gibi paylaşılan değerler söz konusu olduğunda, alacaklılar tahsilat yapabilmek adına borçlu olmayan eşi de baskı altına almaya çalışabilirler. Bu noktada, borçlu olmayan kocanın hukuki haklarını bilmesi ve doğru zamanda doğru hukuki hamleleri yapması hayati önem taşır. Aksi takdirde, yasal olarak sorumlu olunmayan bir borç yüzünden ciddi hak kayıpları yaşanabilir ve aile ekonomisi telafisi güç zararlara uğrayabilir.

Evlilik Birliğinin Temsili ve Ortak Giderlerden Doğan Sorumluluk

Eşlerin birbirlerinin borçlarından sorumlu tutulabileceği en önemli istisna, Türk Medeni Kanunu’nun 188. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temsili yetkisidir. Kanun koyucu, ailenin günlük ihtiyaçlarının karşılanması, gıda, giyim, barınma, sağlık ve çocukların eğitimi gibi sürekli giderlerin idaresi için eşlere birbirini temsil etme yetkisi vermiştir. Eğer kadın, ailenin bu türden “sürekli ihtiyaçlarını” karşılamak amacıyla bir borç altına girmişse, bu durumda kanun gereği Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu kendiliğinden doğar ve eşler bu borçtan müteselsilen sorumlu olurlar.   

Müteselsil sorumluluk, alacaklının borcun tamamını dilerse kadından, dilerse kocadan talep edebilme hakkına sahip olması demektir. Örneğin, evin mutfak masrafları için yapılan kredi kartı harcamaları, ödenmeyen elektrik veya doğalgaz faturaları, çocukların okul taksitleri gibi giderler, evlilik birliğinin temsili kapsamında değerlendirilir. Bu tür borçlarda koca, “Sözleşmede imzam yok” veya “Haberim yoktu” savunmasıyla sorumluluktan kurtulamaz. Çünkü kanun, ortak yaşamın sürdürülebilmesi için eşlerin birbirine zımnen yetki verdiğini kabul eder. Ancak bu yetkinin sınırı “makul” ölçüdür; ailenin ekonomik gücünü aşan lüks harcamalar veya eşin kişisel zevkleri için yaptığı harcamalar temsil yetkisi kapsamında değerlendirilmez ve kocanın sorumluluğu doğmaz.

İcra Hukuku Çerçevesinde Eve Haciz Gelmesi ve Eşyaların Durumu

Avukat arayışında olan müvekkillerin en büyük endişesi, eşlerinin borcu yüzünden evlerine haciz gelip gelmeyeceğidir. İcra ve İflas Kanunu, borçlu ile aynı çatı altında yaşayan kişilerin menkul malları üzerinde “mülkiyet karinesi” adı verilen bir varsayımı düzenler. Buna göre, borçlunun yaşadığı evde bulunan taşınır malların borçluya ait olduğu varsayılır. Bu yasal karine, alacaklının işini kolaylaştırırken, borçlu olmayan eşi zor durumda bırakabilir. Dolayısıyla, icra memurları eve geldiğinde, eşyaların kocaya ait olması fiili haciz işlemini doğrudan engellemeyebilir ve Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu fiili bir haciz baskısına dönüşebilir.   

Ancak son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle, borçlu ve ailesinin ortak kullanımına hizmet eden lüzumlu ev eşyalarının haczedilmesi yasaklanmıştır. Buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, koltuk takımı, yatak odası takımı ve televizyon gibi temel yaşam malzemeleri, borç kimin olursa olsun haczedilerek evden götürülemez. Burada dikkat edilmesi gereken husus, aynı eşyadan birden fazla olması veya eşyanın antika değeri taşıması gibi istisnai hallerdir. Eğer evde lüks sayılmayan standart eşyalar varsa, kocanın endişelenmesine gerek yoktur; eşyalar muhafaza altına alınamaz. Buna rağmen icra memurlarının işlem yapmaya çalışması halinde, olay yerinde tutanağa geçirilmesi gereken beyanlar ve sonrasında açılacak şikayet davaları büyük önem taşır.   

İstihkak İddiası ve Mülkiyetin İspatı Süreci

Eve gelen icra memurları, lüzumlu eşya kuralını ihlal ederek veya kocaya ait olduğu çok açık olan şahsi malları (örneğin kocanın mesleki aletlerini) haczetmeye kalkışırsa, devreye “istihkak iddiası” girer. İstihkak iddiası, haczedilen malın borçluya değil, üçüncü bir kişiye (bu durumda kocaya) ait olduğunun beyan edilmesidir. Bu iddia, haciz tutanağına mutlaka yazdırılmalıdır. İspat yükü, mülkiyet karinesi gereği eşyaların borçluya ait olduğunu varsayan kanun karşısında, eşyanın kendisine ait olduğunu iddia eden kocadadır. Fatura, garanti belgesi, kredi kartı slipi veya çeyiz senedi gibi resmi belgeler, bu ispat sürecinde en güçlü delillerdir.   

Yargıtay uygulamalarında, faturanın koca adına düzenlenmiş olması, tek başına mülkiyeti ispatlamaya yetmeyebilir; hayatın olağan akışına uygunluk ve eşyanın niteliği de değerlendirilir. Ancak güçlü delillerle desteklenen bir istihkak davası, haksız haciz işlemini iptal ettirebilir. Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu konusunun en teknik ve hukuki bilgi gerektiren kısmı bu davalardır. Süresi içinde açılmayan davalar veya eksik delille yürütülen süreçler, eşyaların satılmasına ve hak kaybına neden olabilir. Bu nedenle, haciz tutanağı tutulduğu andan itibaren profesyonel bir hukuki destek almak, sürecin lehe sonuçlanması için kritiktir.   

Kefalet Sözleşmelerinde Eş Rızası Şartı ve Geçersizlik

Toplumumuzda sıklıkla karşılaşılan bir diğer risk, eşlerin hatır ilişkilerine dayanarak başkalarının borcuna kefil olmasıdır. Türk Borçlar Kanunu, aile birliğini korumak amacıyla kefalet sözleşmelerinde “eş rızası” şartını getirmiştir. Kanuna göre, eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğer eşin yazılı rızasıyla kefil olabilir. Eğer kadın, kocasının haberi ve yazılı onayı olmadan bir başkasına kefil olmuşsa, bu kefalet sözleşmesi geçersizdir. Bu durumda alacaklı, geçersiz sözleşmeye dayanarak kadına takip yapamaz, dolayısıyla Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu riski de dolaylı olarak ortadan kalkmış olur.   

Bu koruyucu hükmün bazı istisnaları vardır. Kadın, ticaret siciline kayıtlı bir ticari işletmenin sahibi, şirket ortağı veya esnaf siciline kayıtlı bir esnaf ise, mesleki faaliyetiyle ilgili vereceği kefaletlerde kocanın rızası aranmaz. Bu tür durumlarda kadın, ticari kapasitesiyle işlem yaptığı için koca, rızasının alınmadığını ileri sürerek kefaletin geçersizliğini iddia edemez. Ancak standart tüketici kredileri, konut kredileri veya şahsi borçlar için verilen kefaletlerde eş rızası mutlak bir geçerlilik şartıdır. Rızanın kefalet anında veya öncesinde verilmiş olması gerekir; sonradan verilen icazet geçersiz işlemi geçerli hale getirmez.   

Kredi Kartı Harcamaları ve Ek Kart Uygulamaları

Günümüz ekonomik koşullarında borçlanmanın en yaygın aracı kredi kartlarıdır. Kredi kartı borçlarında temel kural, sözleşmenin tarafı olan asıl kart sahibinin borçtan sorumlu olmasıdır. Kadının kendi adına çıkardığı ve kullandığı kredi kartı borcundan dolayı kocanın maaşına veya banka hesabına bloke konulamaz. Ancak “ek kart” uygulamalarında durum farklıdır. Eğer koca, kendi kredi kartına bağlı olarak eşine bir ek kart çıkartmışsa, asıl kart sahibi sıfatıyla bu ek kartın tüm borcundan doğrudan sorumlu olur. Banka, ödeme yapılmadığında hem asıl kart sahibi kocaya hem de ek kart sahibi kadına başvurabilir.   

Yargıtay, kredi kartı harcamalarının niteliğini de incelemektedir. Eğer harcamalar ailenin ortak ihtiyaçları için yapılmışsa ve makul sınırlar içindeyse, yukarıda değindiğimiz “evlilik birliğinin temsili” kapsamında değerlendirilerek Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu gündeme gelebilir. Ancak harcamalar tamamen kadının kişisel lüks tüketimi, kumar borcu veya ailenin ekonomik standardını aşan keyfi harcamalar ise, bu borçlar “kişisel borç” sayılır ve koca sorumlu tutulamaz. Boşanma aşamasındaki mal paylaşımı davalarında, kredi kartı ekstrelerinin detaylı incelenmesi ve harcama kalemlerinin ayrıştırılması, kocanın haksız borç yükünden kurtulmasını sağlar.

Boşanma Davası ve Mal Rejimi Tasfiyesinde Borçların Durumu

Boşanma süreci, eşlerin sadece duygusal değil, ekonomik yollarını da ayırdığı kritik bir dönemeçtir. Mal rejiminin tasfiyesi davasında, evlilik süresince edinilen mallar paylaştırılırken, bu mallara ilişkin borçlar da hesaba katılır. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, her eşin “artık değeri” hesaplanırken, aktif malvarlığından pasif borçlar düşülür. Örneğin, kadının üzerine kayıtlı bir evin kredi borcu devam ediyorsa, evin değerinden bu borç düşülerek kalan değer üzerinden kocanın katılma alacağı hesaplanır. Bu hesaplama tekniği, Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu kavramını dolaylı bir şekilde etkiler; koca borcu cebinden ödemez ancak alacağı miktar azalır.

Önemli bir detay da şudur: Mal rejimi tasfiyesinde “katılma alacağı” söz konusudur, ancak “katılma borcu” diye bir kavram yoktur. Eğer kadının borçları malvarlığından fazlaysa ve eksi bakiye oluşuyorsa, koca bu zarara ortak olmak zorunda değildir. Koca, sadece artı değer varsa bundan pay alır; borca batık bir malvarlığının yükünü üstlenmez. Ayrıca kadının kişisel mallarından kaynaklanan borçlar veya evlilik öncesi borçları, tasfiye hesabına hiç katılmaz. Bu ayrımın doğru yapılması, boşanma sürecinde kocanın ciddi maddi kayıplar yaşamasını engeller.

İcra Takibinde Yapılan Usulsüzlükler ve Şikayet Yolları

Alacaklı vekilleri, tahsilat kabiliyetini artırmak için bazen yasal sınırları zorlayarak borçlu olmayan eşe karşı da işlemler yapabilirler. Örneğin, borçlu kadının eşi olan kocanın işyerine maaş haczi müzekkeresi göndermek veya kocanın banka hesabına bloke koymak gibi işlemler hukuka aykırıdır. İcra müdürlükleri normal şartlarda borçlu sıfatı taşımayan kişilere haciz işlemi uygulamaz; ancak sistemsel hatalar veya alacaklının yanlış beyanları sonucu bu tür durumlar yaşanabilir. Böyle bir durumda Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu varmış gibi yaratılan fiili duruma karşı derhal İcra Hukuk Mahkemesi’ne “şikayet” yoluyla başvurulmalı ve haciz işleminin iptali istenmelidir.   

Ayrıca, ilamsız icra takiplerinde ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz edilmesi, takibi durduran en etkili yoldur. Eğer kocaya, eşinin borcu nedeniyle kefil olmadığı halde bir ödeme emri gelmişse, bu süre içinde “borca itiraz” edilmezse borç kesinleşir ve koca, aslında sorumlu olmadığı bir borcu ödemek zorunda kalabilir. Bu nedenle, tebligatların takibi ve yasal sürelere riayet edilmesi, sürecin en kritik halkasıdır. Yanlışlıkla veya korkuyla icra dairesine gidip borcu üstlenmek veya taahhüt vermek, geri dönüşü olmayan bir yükümlülük altına girilmesine neden olur.

Mal Ayrılığı Sözleşmesinin Koruyucu Etkisi

Evlilik öncesinde veya evlilik devam ederken noter huzurunda yapılacak bir “mal ayrılığı sözleşmesi”, eşlerin mali sorumluluklarını birbirinden kesin çizgilerle ayırır. Bu rejimde, ne malvarlıkları ne de borçlar ortaktır. Her eş kendi kazandığından ve harcadığından sorumludur. Özellikle riskli ticari faaliyetlerde bulunan veya borçlanma eğilimi yüksek olan eşlere karşı, diğer eşin malvarlığını korumasının en etkili yolu budur. Mal ayrılığı rejiminde, Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu tartışması neredeyse tamamen ortadan kalkar (aile konutu ve kefalet istisnaları saklı kalmak kaydıyla) ve alacaklıların kocaya yönelme ihtimali minimuma iner.

Bu sözleşme, geriye dönük etkili olmasa da, yapıldığı tarihten sonraki dönem için tam koruma sağlar. Mevcut borç krizlerinde olmasa bile, gelecekteki olası risklere karşı proaktif bir önlem olarak mal ayrılığı rejimi düşünülebilir. Ancak bu rejimin boşanma durumunda eşlerin birbirlerinin malvarlığından pay almasını da engellediği unutulmamalı ve karar tüm boyutlarıyla değerlendirilmelidir.

Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu Sonuç

Özetle, Türk hukuk sisteminde Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu genel bir kaide değil, ancak belirli şartlar altında (temsil yetkisi, kefalet, müşterek mülkiyet gibi) ortaya çıkan istisnai bir durumdur. Borçların şahsiliği ilkesi, kocayı eşinin mali hatalarının doğrudan kurbanı olmaktan koruyan en güçlü kalkandır. Eve haciz gelmesi durumunda dahi, “lüzumlu ev eşyalarının haczedilemezliği” kuralı sayesinde ailenin barınma ve asgari yaşam standartları yasal güvence altındadır. Kocanın maaşına, şahsi banka hesaplarına veya kendi adına kayıtlı araçlarına, eşinin şahsi borcu nedeniyle dokunulamaz.

Ancak hukuk, detaylarda gizlidir. Her somut olay, kendi içinde farklı riskler ve fırsatlar barındırır. İnternet üzerindeki genel bilgiler, sizin dosyanızdaki özel bir detayı, örneğin bir imzanın tarihini veya tebligatın yapılış şeklini gözden kaçırmanıza neden olabilir. Haklıyken haksız duruma düşmemek, süresi içinde itiraz haklarını kullanmak ve malvarlığınızı en etkin şekilde korumak için sürecin profesyonel bir Avukat İstanbul desteğiyle yönetilmesi büyük önem taşır. Uzman bir hukukçu, sadece mevcut krizi yönetmekle kalmaz, aynı zamanda gelecekteki olası risklere karşı da sizi koruyacak stratejiler geliştirir. Hukuki süreçlerde yapılan hataların maliyeti, profesyonel desteğin maliyetinden her zaman daha yüksektir. Bu nedenle, borç tehdidi altındaysanız veya icra takibiyle karşı karşıyaysanız, zaman kaybetmeden alanında yetkin bir Avukat İstanbul ile iletişime geçerek haklarınızı güvence altına almalısınız.

Kadının Borcundan Kocanın Sorumluluğu Sık Sorulan Sorular

Eşimin kredi kartı borcu yüzünden benim maaşıma haciz konulabilir mi? 

Hayır, konulamaz. Kredi kartı borcu şahsi bir borçtur. Yasal olarak sadece kart sahibi eş sorumludur. Sizin maaşınız, banka hesabınız veya üzerinize kayıtlı malvarlıkları bu borçtan dolayı haczedilemez. Ancak eşinize kefil olduysanız veya ek kart kullanıcısıysanız durum değişebilir.

Eve haciz geldiğinde evdeki televizyonu ve beyaz eşyaları alabilirler mi? 

İcra ve İflas Kanunu’ndaki son düzenlemelerle, borçlu ve ailesinin yaşaması için lüzumlu olan ev eşyaları (buzdolabı, çamaşır makinesi, tek televizyon, koltuk takımı vb.) haczedilemez. Ancak evde aynı eşyadan iki tane varsa biri haczedilebilir.

Eşim benden habersiz senet imzalamış, ben sorumlu olur muyum? 

Hayır, eşinizin imzaladığı senetten dolayı kural olarak sorumlu olmazsınız. Senet borcu kişiseldir. Ancak bu senet, ailenin zorunlu ihtiyaçları (kira, gıda, sağlık vb.) için düzenlenmişse, alacaklı “evlilik birliğinin temsili” kapsamında size de başvurabilir. Şahsi ticari borçlar veya kefaletler için sorumluluğunuz yoktur.

Boşanma davası açtık, eşimin borçları bana kalır mı? 

Boşanma ile eşinizin borçları size geçmez. Borçların şahsiliği devam eder. Ancak mal paylaşımı yapılırken, eşinizin edindiği malların değeri hesaplanırken borçlar düşülür, bu da sizin alacağınız “katılma alacağı” miktarını azaltabilir.

Eşimin vergi borcu nedeniyle oturduğumuz ev satılabilir mi? 

Eğer oturduğunuz ev eşinizin üzerine kayıtlıysa, vergi dairesi borç nedeniyle eve haciz koyabilir ve satış isteyebilir. Ev sizin üzerinize ise eşinizin borcu yüzünden satılamaz. Eşinizin üzerine olan ev için “Aile Konutu” şerhi varsa ve tek evinizse, satışa karşı “meskeniyet iddiası” davası açarak evin satışını durdurma şansınız olabilir.

Bu Yazıyı Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

Hakkımızda

Bize Ulaşın

Baştürk Hukuk Bürosu olarak tüm sorularınıza cevap vermekteyiz.