Türk hukuk düzeni içerisinde trafik güvenliği toplumun huzur ve sükununu korumak adına son derece sıkı kurallara bağlanmıştır. Özellikle alkolün etkisi altında araç kullanımı hem Karayolları Trafik Kanunu hem de Türk Ceza Kanunu nezdinde ağır yaptırımlara tabidir. Birçok sürücü alkollü yakalandığında sadece para cezası ödeyeceğini düşünse de aslında kişinin adli sicili ve mevcut infaz durumu bu süreçte hayati bir önem taşımaktadır. Daha önce işlenmiş bir suçtan dolayı denetim altında olan veya cezası ertelenen bireyler için Alkollü Araç Kullanmak İnfazı Yakar Mı? sorusu özgürlüğü doğrudan etkileyen bir mesele haline gelmektedir.
Karayolu trafiğinde emniyetli sürüş yeteneğini kaybedecek derecede alkol almak kanun koyucu tarafından bir tehlike suçu olarak tanımlanmıştır. Sürücülerin kandaki alkol oranı belirli limitlerin üzerine çıktığında mesele idari bir ihlal olmaktan çıkarak ceza mahkemelerinin görev alanına giren bir suç tipine dönüşür. Bu noktada kişinin mevcut bir cezası varsa bu yeni suçun işlenmesi eski cezanın infaz rejimini tamamen değiştirebilir. İnfazın yanması terimi hukuk dilinde genellikle verilmiş olan bir erteleme kararının kaldırılması veya şartlı tahliyenin geri alınması süreçlerini ifade etmektedir. Dolayısıyla trafik denetiminde alkollü yakalanmak sadece ehliyetin kaybı değil aynı zamanda cezaevine girme riskini de beraberinde getirmektedir.
Alkollü Araç Kullanmak İnfazı Yakar Mı ve Hukuki Sonuçları
Alkollü araç kullanımı nedeniyle infazın yanması süreci temel olarak kişinin işlediği yeni suçun kasten işlenen bir suç kategorisinde yer almasıyla ilgilidir. Türk Ceza Kanunu’nun 179. maddesinin üçüncü fıkrası alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle güvenli sürüş yapamayacak halde olanların cezalandırılacağını açıkça belirtmektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre 1,00 promilin üzerindeki her ölçüm emniyetli araç sevk ve idare edememe durumunu yasal bir karine olarak kabul eder. Bu durumda kişi trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçunu işlemiş sayılır. İşte tam bu noktada Alkollü Araç Kullanmak İnfazı Yakar Mı? sorusunun cevabı evet olarak netleşmektedir çünkü kasten işlenen bu yeni suç mevcut denetim sürelerini ihlal eder.
İnfaz hukukunda kasten işlenen suçlar ile taksirle yani istem dışı işlenen suçlar arasında büyük bir ayrım bulunmaktadır. Alkollü araç kullanmak her ne kadar bir kaza amacıyla yapılmasa da direksiyon başına alkollü geçme eylemi bilerek ve isteyerek yapıldığı için kasten işlenen bir suç olarak kabul edilir. Eğer bir sürücü daha önce bir mahkumiyet almış ve bu cezası ertelenmişse veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmişse denetim süresi içinde bu kasıtlı suçu işlediği için eski cezası da infaz edilmeye başlanır. Bu durum kişinin hem trafik suçundan alacağı cezayı hem de daha önceki askıda bekleyen cezasını aynı anda çekmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla adli sicili olan bir sürücü için alkol almak sadece bir trafik kuralı ihlali değil hukuki bir yıkım anlamına gelebilmektedir.
Türk Ceza Kanunu Kapsamında Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu
Türk Ceza Kanunu trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlemiştir. Kanunun 179. maddesi uyarınca alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle araç kullananlar hakkında üç aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülür. Suçun oluşması için mutlaka bir zararın veya kazanın meydana gelmiş olması gerekmez. Sadece alkollü şekilde trafiğe çıkılması ve bu durumun teknik cihazlarla tespit edilmesi suçun tamamlanması için yeterli görülmektedir. Kanun koyucu burada somut bir zarardan ziyade toplumun can ve mal güvenliğine yönelik oluşabilecek tehlikeyi cezalandırmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle alkollü yakalanan bir sürücü hakkında emniyet güçleri tarafından hazırlanan tutanak doğrudan Cumhuriyet Savcılığına intikal ettirilir ve kamu davası açılır.
Soruşturma aşamasında sürücünün alkol oranı en önemli delil niteliğindedir. Alkolmetre ile yapılan ölçümlerde 1,00 promilin üstünde bir sonuç çıkması durumunda savcılık makamı iddianame düzenleyerek Asliye Ceza Mahkemesinde dava açılmasını talep eder. Eğer sürücü alkolmetreye üflemeyi reddederse bu durum idari para cezasını artırsa da adli süreci durdurmaz. Polis şüpheli gördüğü sürücüyü sağlık kuruluşuna götürerek kan örneği alınmasını sağlayabilir. Kan tahlili sonuçları adli süreçte en kesin kanıt olarak kabul edilir ve mahkeme bu sonuca göre hüküm kurar. Kasten işlenen bu suç tipi ön ödeme veya uzlaşma kapsamında olmadığı için yargılama mutlaka bir hükümle sonuçlanır.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Üzerindeki Etkiler
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) sanığa tanınan ikinci bir şans olarak nitelendirilebilir. Bu karara göre sanık beş yıllık bir denetim süresine tabi tutulur ve bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemezse hakkındaki dava düşer ve siciline işlemez. Ancak denetim süresi içerisinde kasten işlenen herhangi bir suç HAGB kararının bozulmasına neden olur. Alkollü araç kullanmak eylemi kasten işlenen bir suç olduğu için denetim süresi içinde 1,00 promil ve üzerinde alkollü yakalanan birinin HAGB kararı mahkemece açıklanır. Bu durumda kişi hem eski suçundan dolayı mahkumiyet alır hem de yeni trafik suçundan cezalandırılır. Bu sebeple denetim süresinde olan bireylerin alkol konusunda azami dikkat göstermesi gerekmektedir.
Özellikle bilinçli taksir durumuyla kasten işlenen suçlar arasındaki ayrım bu noktada çok kritiktir. Eğer bir sürücü alkollü şekilde bir kazaya karışırsa ve bir yaralanmaya sebebiyet verirse savcılık hem taksirle yaralama hem de trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçundan dava açabilir. Yaralama suçu taksirli bir eylem olduğu için tek başına HAGB’yi bozmayabilir ancak alkollü araç kullanma suçunun kasten işlendiği kabul edildiği için bu suçtan verilen ceza önceki hükmün açıklanmasına sebebiyet verecektir. Yargıtay uygulamalarında kasten işlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun denetim sürelerini yakacağı konusunda görüş birliği mevcuttur. Bu riskli durumdan kurtulmanın tek yolu teknik ölçümlere veya suçun unsurlarına yönelik başarılı bir savunma yapmaktır.
Koşullu Salıverilme Kararının Geri Alınma Şartları
Koşullu salıverilme yani şartlı tahliye hükümlünün cezasının bir kısmını cezaevinde çektikten sonra kalan kısmını dışarıda belirli şartlara uyarak geçirmesidir. Şartlı tahliyeden yararlanan bir hükümlünün dışarıdayken kasten bir suç işlememesi temel yükümlülüklerden biridir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesi uyarınca denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlenirse koşullu salıverilme kararı geri alınır. Alkollü araç kullanımı neticesinde verilen hapis cezası bu madde kapsamında değerlendirilir. Dolayısıyla Alkollü Araç Kullanmak İnfazı Yakar Mı? sorusu şartlı tahliye olanlar için hayati bir tehlikeyi işaret eder çünkü bu kişilerin kalan tüm cezalarını cezaevinde çekmesi gündeme gelir.
Şartlı tahliyenin geri alınabilmesi için yeni işlenen suçun hapis cezasıyla sonuçlanması gerekir. Eğer mahkeme alkollü araç kullanma suçundan dolayı hapis cezası yerine doğrudan bir adli para cezasına hükmederse bazı durumlarda şartlı tahliyenin yanması önlenebilir. Ancak 1,00 promil üzerindeki vakalarda mahkemeler genellikle hapis cezasına hükmetmektedir. Bu ceza daha sonra para cezasına çevrilse dahi infaz hakimliği hapis cezasının varlığını esas alarak şartlı tahliyeyi kaldırabilir. Bu karmaşık hukuki süreçte her bir günün ve her bir promil değerinin önemi büyüktür. Kişinin bakiye cezasının miktarına göre yeniden cezaevine girme süresi ayları hatta yılları bulabilmektedir.
Denetimli Serbestlik Tedbirlerini İhlal Eden Durumlar
Denetimli serbestlik hapis cezasının infazının toplum içinde denetim altında sürdürüldüğü modern bir infaz yöntemidir. Bu sistemde hükümlüye imza atma, seminerlere katılma veya belirli bir bölgeyi terk etmeme gibi yükümlülükler yüklenebilir. Denetimli serbestlik süreci devam ederken hükümlünün kasten bir suç işlemesi ve bu suçun alt sınırının bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektirmesi durumunda denetimli serbestlik kararı infaz hakimliği tarafından iptal edilebilir. Alkollü araç kullanmak suçu kasten işlendiği ve TCK 179/3 kapsamında hapis cezası öngörüldüğü için bu durum doğrudan bir ihlal sebebi sayılabilmektedir. Hükümlü hakkında kamu davası açılması dahi denetimli serbestliğin durdurulması veya iptali için bir gerekçe oluşturabilir.
İnfaz rejimi uyarınca denetimli serbestlikte olan birinin alkollü yakalanması durumunda emniyet birimleri bu bilgiyi denetimli serbestlik müdürlüğüne ve ilgili savcılığa bildirir. Yeni işlenen suçun niteliği ve sanığın geçmişi değerlendirilerek kişinin açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebilir. Burada önemli olan husus suçun denetim süresi içinde işlenmiş olmasıdır. Kesinleşme kararı denetim süresi bittikten sonra gelse bile suçun işlendiği tarihin denetim süresine rastlaması infazın yanması için yeterli kabul edilir. Bu nedenle denetimli serbestlikten yararlanan kişilerin trafik kurallarına uyumu sadece bir vatandaşlık görevi değil aynı zamanda özgürlüklerini koruma mücadelesidir.
Bilinçli Taksirle İşlenen Suçların İnfaza Etkisi
Trafik kazalarında alkolün varlığı kusur durumunu doğrudan etkileyen bir unsurdur. Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinde düzenlenen bilinçli taksir kişinin suçun neticesini öngördüğü halde hareketine devam etmesi durumunu tanımlar. Alkol alan bir sürücü kaza yapabileceğini ve birine zarar verebileceğini öngörebilecek durumdadır. Bu nedenle alkollü bir sürücünün karıştığı yaralamalı veya ölümlü kazalarda ceza normal taksirli hallere göre üçte birden yarıya kadar artırılır. Bu artış miktarı verilecek olan cezanın altı ay veya bir yıl gibi sınırları aşmasına neden olur. Yüksek süreli hapis cezaları söz konusu olduğunda ise bu cezaların paraya çevrilmesi veya ertelenmesi hukuken imkansız hale gelebilir.
Bilinçli taksirle işlenen bir suç neticesinde alınan mahkumiyet kararı infaz hukukunda ağır sonuçlar doğurur. Özellikle bu durumda verilen cezaların yatarı dediğimiz fiili infaz süresi daha fazladır. Normal taksirli suçlarda denetimli serbestlik imkanları daha genişken bilinçli taksirli suçlarda bu imkanlar kısıtlanabilir. Sürücü için Alkollü Araç Kullanmak İnfazı Yakar Mı? sorusunun bir diğer boyutu da budur. Sadece trafik suçundan değil aynı zamanda taksirli yaralama suçundan dolayı da cezaevine girme ihtimali doğar. Kaza anında kandaki alkol oranının 1,00 promilin üstünde olması bilinçli taksirin en somut delili sayılmaktadır. Bu gibi durumlarda teknik bir savunma yapılmadığı sürece sanığın hürriyeti kısıtlayıcı bir ceza alması kaçınılmaz bir gerçektir.
Alkol Ölçüm Süreçleri ve Promil Hesaplama Yöntemleri
Trafik denetimlerinde alkol tespiti genellikle üfleme yoluyla çalışan cihazlarla yapılmaktadır. Ancak bu cihazların hata payı, son kalibrasyon tarihleri ve ölçüm yapılan kişinin fiziksel özellikleri sonucu doğrudan etkileyebilir. Bilimsel araştırmalar kandaki alkol oranının her saat başında ortalama 0,15 promil azaldığını göstermektedir. Bu veri hukuk davalarında “geriye dönük hesaplama” denilen yöntemin kullanılmasına olanak sağlar. Örneğin polis çevirmesinden iki saat sonra yapılan bir kan testinde çıkan sonucun üzerine 0,30 promil eklenerek sürüş anındaki alkol oranı tahmin edilir. Bu hesaplamalar suçun oluşup oluşmadığının belirlenmesinde yani 1,00 promil sınırının altında mı üstünde mi kalındığının tespitinde hayati rol oynar.
Laboratuvar sonuçları ile alkolmetre ölçümleri arasında fark olması durumunda mahkemeler genellikle kan testi sonuçlarına üstünlük tanır. Alkolmetrede 1,10 promil çıkan bir sürücünün hastanedeki kan testinde 0,95 promil çıkması durumunda kasten suç işleme unsuru ortadan kalkabilir. Bu durum infazın yanması riskini tamamen ortadan kaldırabilecek bir gelişmedir. Ancak kan testinin olay anından ne kadar süre sonra yapıldığı ve örneklerin sterilizasyonu gibi detaylar savunmanın başarısını belirler. Teknik verilerin doğru analiz edilmesi için bu alanda uzmanlaşmış hukukçuların desteği şarttır. Aksi takdirde basit bir ölçüm hatası kişinin denetimli serbestliğinin iptal edilmesine ve hapis yatmasına neden olabilir.
Adli Sicil Kaydının Temizlenmesi ve Memnu Hakların İadesi
Alkollü araç kullanma suçundan alınan cezalar kesinleştiği andan itibaren adli sicil kaydına işlenir. Bu kayıtlar kişinin iş hayatından kamu görevlerine girişine kadar birçok alanda karşısına olumsuz bir durum olarak çıkar. Ceza infaz edildikten sonra dahi kayıtlar adli sicil arşivinde kalmaya devam eder. Adli sicil kaydının silinmesi için cezanın infazından sonra belirli sürelerin geçmesi gerekmektedir. Eğer mahkumiyet kararı belli bir hak yoksunluğunu da beraberinde getirmişse bu durumda memnu hakların iadesi kararı alınması zorunludur. Bu karar için cezanın infazından itibaren üç yıllık bir sürenin geçmesi ve bu süre içinde kişinin iyi halli olması şartı aranır.
Adli sicil ve arşiv kayıtlarının varlığı özellikle güvenlik soruşturmalarında büyük bir engel teşkil eder. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu yüz kızartıcı bir suç olmasa da kasten işlenen bir suç olduğu için kamu görevlileri için disiplin soruşturması sebebi olabilir. Bu süreçlerin doğru yönetilmesi ve yasal süreler dolar dolmaz silme taleplerinin yapılması gelecekteki mağduriyetlerin önlenmesi adına önemlidir. Unutulmamalıdır ki infazın tamamlanması hukuki sürecin bittiği anlamına gelmez. Kişinin toplum içindeki saygınlığını ve haklarını geri kazanabilmesi için sicil temizleme süreçlerini de titizlikle takip etmesi gerekmektedir. Her bir adımın profesyonelce planlanması sanığın üzerindeki bu damgayı kaldırmasına yardımcı olacaktır.
Sürücü Belgelerinin Geri Alınma Süreçleri ve SUDGE Eğitimi
Alkollü araç kullanan sürücüler için sadece hapis cezası değil ehliyetin kaybı da büyük bir yaptırımdır. İlk kez yakalanan sürücünün ehliyetine 6 ay, ikinci kez yakalanan sürücünün ehliyetine 2 yıl ve üçüncü kez yakalanan sürücünün ehliyetine 5 yıl süreyle el konulur. Ehliyetin geri alınması idari bir işlem olduğu için infaz hukukundaki erteleme veya para cezasına çevirme gibi kurumlar ehliyet iadesinde geçerli değildir. Ehliyetine 2 yıl süreyle el konulan bir sürücünün belgesini geri alabilmesi için “Sürücü Davranışlarını Geliştirme Eğitimi” (SUDGE) isimli programa katılması ve bu programı başarıyla tamamlaması şarttır. Beş yıl süreyle ehliyeti alınanlar için ise ayrıca psikoteknik değerlendirme ve psikiyatri muayenesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Ehliyetin geri alınma süresinin bitmiş olması ehliyetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez. Sürücünün Karayolları Trafik Kanunu uyarınca kesilen tüm trafik para cezalarını faizleriyle birlikte ödemiş olması gerekmektedir. Ödenmemiş tek bir kuruş borç dahi belgenin iadesine engel teşkil eder. Ayrıca adli davası devam eden sürücüler için mahkemenin ehliyetle ilgili ek bir yasaklama getirip getirmediği de kontrol edilmelidir. Bu süreçlerin her biri idari ve adli birimler arasında bir koordinasyon gerektirir. Sürücülerin hem ceza davasıyla hem de ehliyet iade süreciyle eş zamanlı olarak ilgilenmesi hak kaybı yaşamamaları adına oldukça önemlidir. Bu zorlu yolda atılacak her hatalı adım ehliyetten mahrum kalınan sürenin uzamasına neden olabilir.
Alkollü Araç Kullanımı Nedeniyle Açılan Davalarda Savunma Stratejileri
Ceza mahkemelerinde görülen alkollü araç kullanma davaları sanık için sadece bir duruşmadan ibaret değildir. Başarılı bir savunma stratejisi kişinin infazının yanmasını önleyebilecek en güçlü araçtır. Savunma yapılırken sadece promil oranına odaklanmak yerine kolluk birimlerinin tuttuğu tutanaktaki usulsüzlükler, ölçüm cihazının periyodik bakım raporları ve sürücünün olay anındaki dışa yansıyan davranışları bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Eğer sürücü alkollü olmasına rağmen güvenli sürüş yeteneğini kaybetmediğini kanıtlayabilirse bu durum davanın beraatle sonuçlanmasına veya cezanın alt sınırdan verilmesine imkan tanıyabilir. Özellikle 1,00 promil sınırının çok yakınında olan ölçümlerde teknik itirazlar davanın seyrini tamamen değiştirebilir.
Savunma aşamasında sanığın geçmiş adli sicil durumu, sosyal hayatı ve mahkemedeki pişmanlık belirtileri de ceza miktarı üzerinde etkilidir. Mahkemenin hapis cezası yerine doğrudan adli para cezasına hükmetmesi özellikle şartlı tahliye veya HAGB denetiminde olanlar için kurtarıcı bir sonuçtur. Bu noktada hakimi ikna edebilecek hukuki argümanların sunulması ve emsal kararların dosyaya eklenmesi büyük fark yaratır. Profesyonel bir bakış açısıyla hazırlanan savunma dilekçesi sadece hapis cezasından kurtulmayı değil aynı zamanda ehliyetin iadesi sürecindeki idari işlemlerin de hızlanmasını sağlayabilir. Her dava kendi içinde özel şartlar barındırdığı için matbu dilekçeler yerine olaya özgü hukuki çözümler üretilmelidir.
Alkollü Araç Kullanmak İnfazı Yakar Mı Konusunda Uzman Desteği
Trafik suçları ve infaz hukuku birbirine çok sıkı bağlarla bağlıdır. Bir sürücü için sıradan görünen bir trafik denetimi eğer kişinin daha önce bir davası veya mahkumiyeti varsa özgürlüğünü kaybetmesiyle sonuçlanabilir. Bu gibi durumlarda Alkollü Araç Kullanmak İnfazı Yakar Mı? sorusunun cevabını en doğru şekilde verecek olan ve süreci yönetecek olan kişi bir hukukçu olmalıdır. İstanbul gibi trafiğin ve denetimlerin yoğun olduğu bir şehirde bu tür davaların takibi uzmanlık gerektiren bir alandır. Bir avukatın müdahalesiyle kan testine gidilmesi, ölçüm saatlerine itiraz edilmesi veya mahkemede etkin bir savunma yapılması infazın yanması riskini minimize eder.
Hukuki süreçte yapılabilecek en büyük hata konuyu sadece bir para cezası olarak görüp süreci kendi başına takip etmeye çalışmaktır. Yasalarımızdaki karmaşık infaz oranları, denetimli serbestlik kuralları ve her yıl güncellenen yönetmelikler karşısında profesyonel yardım almak bir lüks değil zorunluluktur. Doğru zamanda yapılan bir itiraz veya sunulan bir delil kişinin aylarca cezaevinde kalmasının önüne geçebilir. Kendi geleceğinizi ve hürriyetinizi riske atmamak için sürecin başından itibaren deneyimli bir isimle çalışmak en akılcı yaklaşımdır. Adalet sisteminde haklı olmak kadar haklılığını doğru usullerle savunmak da bir o kadar değerlidir.
Sonuç
Alkollü araç kullanımı trafik güvenliğini tehlikeye atan ve yasalarımızda ağır yaptırımlara bağlanan ciddi bir suçtur. Yapılan araştırmalar ve güncel yargı pratikleri ışığında Alkollü Araç Kullanmak İnfazı Yakar Mı? sorusunun cevabı kişinin mevcut hukuki statüsüne bağlı olarak büyük oranda evettir. Özellikle kasten işlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun kesinleşmesi denetim süresi içinde olan bireylerin HAGB kararlarının açıklanmasına, şartlı tahliyelerinin geri alınmasına ve denetimli serbestliklerinin iptaline yol açmaktadır. Bu durum kişinin sadece yeni bir ceza almasıyla kalmayıp eski cezalarının da infaz edilmesi için cezaevine gönderilmesi riskini doğurur. Ehliyetin kaybı, yüksek para cezaları ve adli sicilin bozulması bu sürecin kaçınılmaz diğer parçalarıdır.
Bu derece karmaşık ve hürriyeti doğrudan etkileyen bir süreçte hak kaybı yaşamamak adına profesyonel bir destek almak hayati önem taşımaktadır. Özellikle İstanbul gibi büyük metropollerde trafik davalarının işleyişi ve mahkeme süreçleri oldukça hızlı ve titiz yürütülmektedir. Bu nedenle sürecin en başından itibaren bir Avukat İstanbul ile çalışmak delillerin doğru toplanması ve en avantajlı savunma stratejisinin belirlenmesi için en doğru yoldur. Adli sicilinizi ve özgürlüğünüzü korumak adına atacağınız her adımda bir Avukat İstanbul desteği yanınızda olmalıdır. Unutulmamalıdır ki trafik kurallarına uymak can kurtarır, ancak bir hata yapıldığında profesyonel bir savunma özgürlük kurtarır.
Sık Sorulan Sorular
Evet, eğer kandaki alkol oranınız 1,00 promilin üzerindeyse kasten suç işlemiş sayılırsınız. Bu durum özellikle denetim süresi veya şartlı tahliye dönemindeyseniz mevcut cezalarınızın yürürlüğe girmesine ve cezaevine girmenize neden olabilir.
HAGB kararının beş yıllık denetim süresi içinde kasten bir suç işlemeniz durumunda mahkeme açıklanmasını geri bıraktığı hükmü aynen açıklar. 1,00 promil üstü alkollü araç kullanmak kasten işlenen bir suç olduğu için bu durum HAGB’nizin yanmasına sebebiyet verir.
Şartlı tahliye yani koşullu salıverilen bir kişi denetim süresinde hapis cezası gerektiren kasıtlı bir suç işlerse dışarıda geçirdiği bakiye süresini cezaevinde tamamlamak zorunda kalır. Alkollü araç kullanma suçundan hapis cezası alırsanız bu risk doğrudan gerçekleşir.
Alkolmetreye üflemeyi reddetmek idari bir ihlaldir ancak polisin sizi zorla kan testine götürme yetkisi vardır. Kan testinde 1,00 promil üstü çıkarsanız yine kasten suç işlemiş sayılırsınız ve bu durum infazınızı etkileyebilir. Ayrıca üflemeyi reddetmek 26.550 TL civarında bir ceza ve 2 yıl ehliyet kaybına neden olur.
Denetimli serbestlik altında olan birinin kasten suç işlemesi yükümlülüklerin ihlali sayılır. Hakkınızda kamu davası açılması dahi denetimli serbestliğinizin durdurulmasına ve kalan cezanızı çekmek üzere kapalı cezaevine gönderilmenize yol açabilir.
Eğer cihaz ölçümünde teknik bir hata olduğu kanıtlanırsa veya kan tahlili sonucu yasal sınırların altında çıkarsa beraat etmeniz mümkündür. Ayrıca güvenli sürüş yeteneğinin kaybolmadığına dair savunmalar da davanın seyrini değiştirebilir.
Ehliyetine ikinci kez alkol nedeniyle el konulan her sürücünün sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine (SUDGE) katılması yasal bir zorunluluktur. Üçüncü kez el konulanlar için ise psikoteknik ve psikiyatri onayı gerekmektedir.
Alkollü şekilde kazaya karışmak eylemin “bilinçli taksir” kapsamında değerlendirilmesine neden olur. Bu durumda verilecek olan ceza normal taksirli hallere göre %33 ile %50 oranında artırılır ve hapis cezasının ertelenmesi zorlaşır.
Adli sicil kaydı infaz tamamlandıktan sonra silinme talebiyle arşive alınır. Arşiv kaydının tamamen silinmesi için suçun niteliğine göre 15 veya 30 yıllık sürelerin geçmesi gerekir. Üç yıl sonra memnu hakların iadesi davası açılabilir.
İstanbul’daki yoğun trafik denetimleri ve karmaşık hukuk süreçleri nedeniyle uzman bir isimle çalışmak hayati önemdedir. Bir avukatın yapacağı teknik itirazlar ve savunma sanığın hem ehliyetini hem de özgürlüğünü korumasını sağlayabilir.





